“İstanbul’da İklim Değişikliği Farkındalığının ve Çalışmalarının Geliştirilmesi Projesi” Açılış Toplantısı Gerçekleştirildi

“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı Çevre Koruma Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) kapsamındaki Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programına sunulan “Improving Climate Change Awareness and Engagement in Istanbul” isimli proje başarılı bulunarak kabul edilmişti.

Eylül ayında başlayan olan ve 18 ay sürecek olan projenin amacı; iklim değişikliği ile mücadele ve uyum konusunda yerel yönetimler arasındaki işbirliğinin arttırılmasını, bilgi ve tecrübelerin paylaşılmasını sağlamak ve kamuoyunda farkındalık oluşturmak.

Bu projenin açılış toplantısı, Conrad Istanbul Bosphorus Otel’de, 20 Aralık 2017 tarihinde gerçekleştirildi. Toplantı Açılış konuşmaları kısmında İBB Genel Sekreter Yardımcısı Sayın Nihat MACİT söz alarak bu çalışma ile ilgili önemli bilgiler verdi.

Toplantının sonraki aşamasında İklim Değişikliği Kum Sanatı Gösterimi ve İklim Değişikliği Çalışmaları Proje Tanıtımı yapıldı.

Toplantının öğleden sonraki bölümünde, “İklim Değişikliği ve Yerel Yönetimler” adıyla bir panel gerçekleştirildi. Panel Kapsamında söz alan İSTAÇ A.Ş. Teknik Genel Müdür Yardımcısı Sayın Fatih HOŞOĞLU yaptığı konuşmasında şunları söyledi;

“Küresel kent nüfusunun 21. yüzyıl ortasında günümüze nazaran 2,5-3 milyar kadar artış göstermesi beklenmektedir. Günümüzde kentler, dünyada tüketilen enerjinin üçte ikisinden sorumlu olup, aynı zamanda dünyadaki doğal kaynakların dörtte birini tüketmektedir. Küresel olarak üretilen enerjinin %70’ten fazlası kentlerde tüketilmekte, küresel ısınmaya yol açan sera gazı emisyonlarının %80’i yine kentlerde bulunan sanayi tesisleri, ticari işletmeler, konutlar ve ulaşımda kullanılan fosil yakıtlardan kaynaklanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında iklim değişikliğinin başlıca nedeni olan sera gazı emisyonlarının azaltılmasında kentlere önemli görev düşmektedir.
Yerel yönetimler; vatandaşları bilgilendirme, yerel kaynakları harekete geçirme ve yerel ihtiyaçları karşılayacak yatırımların yapılması gibi görevleri eksiksiz yerine getirmenin yanı sıra, aynı zamanda artan nüfus, eskiyen altyapı, kısıtlı finansman imkânları ve iklim değişikliği gibi baskılara maruz kalmaktadır. Dünyanın ve Türkiye’nin birçok bölgesinde artan kuraklık, buna bağlı su kıtlığı ve hava kirliliği iklim değişikliği ile ilişkilendirilmektedir. 2017 yazında İstanbul’da art arda yaşanan aşırı yağış ve dolu gibi olağandışı hava olayları, önemli ölçüde ekonomik kayıplara sebep olmuştur. İklim değişikliğinin etkileri giderek gündelik hayata sirayet etmekte, kent nüfusunun gündelik hayatını ve kentin ekonomik aktivitesini etkiler duruma gelmektedir. Bu gelişmelerin gelecekte halk sağlığı, endüstriyel üretim, tarım ve hayvancılık, biyolojik çeşitlilik ve kentsel altyapı üzerinde farklı tip ve şiddette etkileri olacaktır.
Ekonomik, sosyal ve çevresel dengenin makul ölçüler içerisinde korunabilmesi için küresel ısınmayı 2 °C’nin olabildiğince altında ve mümkünse 1,5 °C ile sınırlı tutmak hedeflenmektedir. BM çatısı altında 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması, ulusal hükümetler kadar, yerel yönetimleri de iklim değişikliğiyle mücadelede lider olmaya çağırmaktadır. Kentler, 1980’lerden itibaren iklim değişikliğiyle küresel mücadelenin bir parçasıdır. Yerel yönetimler ve oluşturdukları birlik ve platformlar, iklim değişikliği ile mücadele bakımından iddialı hedefler koymakta ve stratejiler geliştirmektedir.
Atmosferdeki mevcut sera gazı birikimi göz önüne alındığında yalnızca sera gazı emisyonlarının düşürülmesi yoluyla bu etkilere maruziyetin azalması günümüzde mevcut şartlar altında zor gözükmektedir. Kentlerin, iklim değişikliğinin kaçınılmaz ve yıkıcı etkilerine karşı önlemlerini bugünden alması ve daha dirençli, dayanıklı bir yapı kazanması günümüzde bir zaruret halini almıştır. İklim değişikliğine uyum sağlamak, risk temelli bir yaklaşım gerektirdiği için yerel yönetimler için karmaşık öğeler barındırmaktadır. Bu nedenle iklimsel değişimlerin olasılıklarını, kentteki iklime kırılgan altyapıyı ve bu olasılıkların gerçekleşme durumundaki somut etkileri önceden analiz etmek ve ilgili paydaşlarla iletişim ve iş birliği içinde düşük maliyetli, yerel ve etkin tedbirler geliştirmek şarttır.
İstanbul gibi büyük şehirlerde iklim eylem planlarının ve düşük karbon planlarının uygulanabilirliği, yüksek nüfus yoğunluğu ve ölçek gibi avantajlar nedeniyle daha yüksek olmaktadır. Kentlerin kısa vadede emisyon azaltıcı önlemler alması, orta ve uzun vadede iklim değişikliğine uyum sağlamak için katlanmak durumunda kalacakları maliyetleri azaltmaktadır. Bu tedbirlerin etkinliği, her bir kentin kendi özel yapısına ve şartlarına bağlıdır. Bu açıdan değerlendirildiğinde kentlerdeki iklim değişikliğine uyum çalışmalarının en az sera gazı azaltım faaliyetleri kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.”

Panelde gerçekleştirilen soru-cevap bölümünden sonra toplu fotoğraf çekimi ile program sona erdi.

 

 

2017-12-21T13:49:15+00:00